Çekişmeli Boşanma Davası Nedir?
Eşler boşanma veya boşanmanın sonuçları konusunda anlaşamıyorsa çekişmeli boşanma davası gündeme gelir.
Tarafların ikisi de boşanmak istese dahi nafaka, velayet, maddi ve manevi tazminat, mal paylaşımı veya kusur konusunda anlaşmazlık bulunması sürecin çekişmeli olarak yürütülmesine neden olabilir.
Çekişmeli boşanma davasında yalnızca “boşanmak istiyorum” demek yeterli değildir. Boşanmaya neden olan olayların doğru şekilde ortaya konulması, hukuki sebebin belirlenmesi ve iddiaların hukuka uygun delillerle ispatlanması gerekir.
Bu nedenle boşanma davasında çoğu zaman sonucu belirleyen husus yalnızca ne yaşandığı değil, yaşananların mahkemeye nasıl aktarıldığı ve nasıl ispatlandığıdır.
Hangi Sebeplerle Boşanma Davası Açılabilir?
Türk Medeni Kanunu boşanma sebeplerini özel ve genel boşanma sebepleri olarak düzenlemektedir.
Kanunda özel olarak düzenlenen boşanma sebepleri;
zina, hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış, suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme, terk ve akıl hastalığıdır.
Bunun yanında uygulamada çekişmeli boşanma davalarının önemli bir bölümü evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebine dayanmaktadır.
Evlilik birliğinin temelinden sarsılmış sayılıp sayılmayacağı ise her evlilik bakımından kendi koşulları içerisinde değerlendirilir.
Hakaret, Aşağılama ve Psikolojik Şiddet Boşanma Sebebi Olabilir mi?
Eşin diğer eşe sürekli hakaret etmesi, aşağılaması, küçük düşürmesi, tehdit etmesi veya sistematik psikolojik baskı uygulaması boşanma davasında önem taşıyabilir.
Fiziksel şiddetin bulunmaması, evlilik içerisinde hukuken önem taşıyan bir kusurlu davranış olmadığı anlamına gelmez.
Mesajlar, tanık anlatımları, sosyal medya içerikleri ve somut olayın özelliğine göre diğer deliller bu noktada önem kazanabilir.
Ekonomik Şiddet Boşanma Sebebi Olabilir mi?
Eşin ekonomik gücünü diğer eş üzerinde baskı aracı olarak kullanması, ortak ihtiyaçlara katılmaması, eşini ekonomik açıdan zor durumda bırakması veya aile ekonomisini ciddi biçimde etkileyen davranışlarda bulunması somut olayın koşullarına göre boşanma ve kusur değerlendirmesinde dikkate alınabilir.
Ancak her ekonomik anlaşmazlık tek başına boşanma sebebi olarak değerlendirilmez. Davranışların evlilik birliğine etkisinin somut olarak ortaya konulması gerekir.
Eşin Ailesinin Evliliğe Müdahalesi Boşanma Sebebi midir?
Kayınvalide, kayınpeder veya diğer aile bireylerinin evliliğe müdahalesi uygulamada sık karşılaşılan uyuşmazlıklardan biridir.
Burada önemli olan yalnızca üçüncü kişilerin davranışları değildir. Eşin bu müdahalelere karşı tutumu, evlilik birliğini koruyup korumadığı ve eşine karşı yükümlülüklerini ihlal edip etmediği değerlendirilir.
Dolayısıyla “eşimin ailesi evliliğimize müdahale ediyor” şeklindeki genel bir iddiadan ziyade hangi olayın ne zaman gerçekleştiğinin ve eşin bu olay karşısında nasıl davrandığının ortaya konulması önem taşır.
Cinsel İlişkiden Kaçınmak Boşanma Sebebi Olabilir mi?
Evlilik birliği içerisindeki cinsel yaşam da boşanma davalarında gündeme gelebilen konulardandır.
Haklı bir neden bulunmaksızın sürekli olarak cinsel ilişkiden kaçınma gibi davranışlar somut olayın koşullarına göre evlilik birliğinin temelinden sarsılması ve kusur değerlendirmesinde önem taşıyabilir.
Ancak sağlık sorunları, tarafların koşulları ve olayın özellikleri değerlendirilmeden genel bir sonuca ulaşılması doğru değildir.
Evi Terk Etmek Her Durumda “Terk Nedeniyle Boşanma” Anlamına Gelir mi?
Hayır.
Eşlerden birinin ortak konuttan ayrılmış olması tek başına Türk Medeni Kanunu'nda düzenlenen özel terk nedeniyle boşanma şartlarının oluştuğu anlamına gelmez.
Terk nedeniyle boşanma özel şartlara ve sürelere tabidir. Ayrılığın en az altı ay sürmesi, kanundaki koşullara uygun ihtar prosedürünün işletilmesi ve ihtarın sonuçsuz kalması gibi şartlar bulunmaktadır.
Kanuna göre boşanma davası açılması için gerekli sürenin dördüncü ayı tamamlanmadan ihtar istenemez ve ihtardan sonra iki ay geçmeden terk sebebiyle dava açılamaz.
Bu nedenle terk vakıasının hangi hukuki sebebe dayandırılacağının dava açılmadan önce değerlendirilmesi gerekir.
Boşanma Davası Hangi Mahkemede Açılır?
Boşanma davalarında görevli mahkeme Aile Mahkemesidir. Aile Mahkemesi bulunmayan yerlerde ise bu davalara aile mahkemesi sıfatıyla görev yapan mahkeme bakar.
Yetkili mahkeme ise Türk Medeni Kanunu'nun 168. maddesine göre;
Eşlerden birinin yerleşim yeri mahkemesi veya eşlerin davadan önce son defa altı aydan beri birlikte oturdukları yer mahkemesidir.
Dolayısıyla eşinden ayrılarak başka bir yere yerleşen kişinin her durumda eski müşterek konutun bulunduğu yerde dava açması gerekmez. Yerleşim yeri koşullarının oluşması hâlinde kendi yerleşim yerinde de boşanma davası açılması mümkün olabilir.
Hangi mahkemenin yetkili olduğu, özellikle eşlerin farklı şehirlerde yaşadığı durumlarda dava açılmadan önce değerlendirilmelidir.
Boşanma Davası Açmak İçin Süre Sınırı Var mıdır?
Bu sorunun cevabı boşanmanın hangi sebebe dayandırıldığına göre değişmektedir.
Evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle açılan boşanma davaları ile özel boşanma sebeplerine dayanan davalar aynı süre kurallarına tabi değildir.
Örneğin zina sebebiyle boşanma davasında, davaya hakkı olan eşin zina olayını öğrenmesinden itibaren altı ay ve her hâlde zina eyleminin üzerinden beş yıl geçmekle dava hakkı düşer.
Hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış nedeniyle açılacak davalarda da kanunda özel hak düşürücü süreler bulunmaktadır.
Bu nedenle “olayın üzerinden uzun zaman geçti, artık dava açamam” veya tam tersine “boşanma davası her zaman açılabilir” şeklinde genel bir değerlendirme yapılmamalıdır.
Davanın hangi hukuki sebebe dayanacağı ile olayların ne zaman öğrenildiği birlikte değerlendirilmelidir.
Eşi Affetmek Boşanma Davasını Etkiler mi?
Boşanma davalarında en önemli ancak vatandaşlar tarafından en az bilinen konulardan biri af ve hoşgörü meselesidir.
Kanun bazı özel boşanma sebeplerinde affeden eşin dava hakkının bulunmadığını açıkça düzenlemektedir.
Bunun yanında uygulamada eşlerin yaşanan olaylardan sonra davranışları, evliliğin sürdürülmesi, olayın affedildiğini veya en azından hoşgörüyle karşılandığını gösteren davranışların bulunup bulunmadığı kusur değerlendirmesinde önem taşıyabilir.
Ancak aynı evde yaşamaya devam etmek tek başına her durumda “eşimi affettim” anlamına gelmez.
Özellikle ekonomik zorunluluk, çocuklar veya başka sebeplerle ortak yaşamın bir süre devam ettirilmesi söz konusu olabilir.
Buna karşılık olaydan sonra açık biçimde barışılması, evlilik birliğinin normal şekilde devam ettirilmesi veya somut olayın özelliklerine göre affı gösteren davranışlarda bulunulması hukuki değerlendirmeyi değiştirebilir.
Bu nedenle boşanmayı düşünen bir kişinin, özellikle ciddi bir olayın ardından karşı tarafla kurduğu iletişimin ve attığı adımların dava üzerindeki olası sonuçlarını önceden değerlendirmesi önemlidir.
Daha Önce Boşanma Davası Reddedildiyse Tekrar Dava Açılabilir mi?
Evet.
Üstelik bu konuda yakın zamanda önemli bir kanun değişikliği yapılmıştır.
Daha önce boşanma davasının reddinin kesinleşmesinden itibaren üç yıl geçmesi aranırken bu süre yapılan değişiklikle bir yıla indirilmiştir.
Buna göre boşanma sebeplerinden herhangi biriyle açılmış dava reddedilmiş, karar kesinleşmiş ve kesinleşmeden itibaren bir yıl geçmesine rağmen ortak hayat yeniden kurulamamışsa, evlilik birliğinin temelinden sarsılmış olduğu kabul edilerek eşlerden birinin istemi üzerine boşanmaya karar verilebilir.
Boşanmada Kusur Neden Bu Kadar Önemlidir?
Çekişmeli boşanma davasında kusur yalnızca “kim haklı?” sorusundan ibaret değildir.
Kusur tespiti özellikle yoksulluk nafakası ile maddi ve manevi tazminat taleplerini doğrudan etkileyebilir.
Bu nedenle dava dilekçesinde olayların kronolojik ve hukuken anlamlı biçimde ortaya konulması; karşı tarafın hangi davranışının hangi delille ispatlanacağının belirlenmesi gerekir.
Bazen tarafın haklı olduğu bir olayın yanlış ileri sürülmesi, eksik delillendirilmesi veya hukuka aykırı şekilde elde edilmiş bir delile dayanılması davanın seyrini değiştirebilir.
Boşanma Davasında Maddi Tazminat Kim İsteyebilir?
Türk Medeni Kanunu'nun 174. maddesi kapsamında, boşanma nedeniyle mevcut veya beklenen menfaatleri zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu taraf, kusurlu taraftan uygun bir maddi tazminat talep edebilir.
Dolayısıyla maddi tazminat yalnızca taraflardan birinin gelirinin diğerinden yüksek olması nedeniyle verilen bir ödeme değildir.
Mahkeme tarafların kusur durumlarını, boşanmanın ekonomik sonuçlarını ve somut olayın özelliklerini birlikte değerlendirir.
Bu nedenle çekişmeli boşanma davasında kusurun doğru belirlenmesi, yalnızca boşanma kararı bakımından değil talep edilebilecek maddi tazminat bakımından da önemlidir.
Boşanma Davasında Manevi Tazminat Alınabilir mi?
Boşanmaya sebep olan olaylar nedeniyle kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf, diğer eşten manevi tazminat talep edebilir.
Aldatma, fiziksel şiddet, ağır hakaretler, aşağılayıcı davranışlar ve benzeri olaylar somut dosyanın özelliklerine göre manevi tazminat değerlendirmesinde gündeme gelebilir.
Ancak boşanan her eş otomatik olarak manevi tazminat alamaz.
Manevi tazminatın şartlarının bulunup bulunmadığı, tarafların kusur durumu, yaşanan olayların niteliği ve kişilik hakları üzerindeki etkisi birlikte değerlendirilir.
Bu nedenle boşanma davası hazırlanırken yalnızca “boşanma” talebine odaklanılması, olayın niteliğine göre nafaka veya tazminat gibi önemli mali hakların gözden kaçmasına neden olabilir.
Boşanma Davasında Nafaka Nasıl Belirlenir?
Boşanma davalarında “nafaka” tek bir ödeme türünü ifade etmez.
Somut olayın özelliklerine göre tedbir nafakası, yoksulluk nafakası ve iştirak nafakası gündeme gelebilir.
Tedbir Nafakası
Boşanma davası devam ederken eşin ve çocukların geçiminin sağlanması amacıyla tedbir nafakasına hükmedilebilir.
Çekişmeli boşanma davalarının belirli bir süre devam edebileceği düşünüldüğünde dava süresince talep edilecek geçici hukuki korumalar önem taşır.
Yoksulluk Nafakası
Türk Medeni Kanunu'nun 175. maddesine göre boşanma nedeniyle yoksulluğa düşecek taraf, kusuru diğer taraftan daha ağır olmamak şartıyla, diğer eşin mali gücü oranında yoksulluk nafakası talep edebilir.
Bu nedenle “çalışan eş nafaka alamaz”, “kadın her durumda nafaka alır” veya “erkek nafaka alamaz” gibi genellemeler hukuken doğru değildir.
Tarafların gelirleri, ekonomik ve sosyal durumları, ihtiyaçları, yaşam koşulları ve kusur durumları somut dosya içerisinde değerlendirilir.
İştirak Nafakası
Velayet kendisine bırakılmayan anne veya baba, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine ekonomik gücü oranında katılmakla yükümlüdür.
Buradaki temel değerlendirme eşlerin birbirleriyle olan ilişkilerinden ziyade çocuğun ihtiyaçları ve üstün yararıdır.
2026'da Süresiz Nafaka Kalktı mı?
2026 yılında boşanma hukukunda en çok araştırılan konulardan biri “süresiz nafaka kalktı mı?” sorusudur.
Bu konuda basında yer alan çalışmalar ile yürürlükte bulunan hukuk birbirinden ayrılmalıdır.
Eylül 2026 itibarıyla “süresiz nafaka tamamen kaldırıldı” demek doğru değildir.
Nafaka sisteminde değişiklik yapılmasına yönelik çalışmalar ve farklı kanun teklifleri bulunmaktadır. Ancak bir kanun teklifi veya kamuoyuna açıklanan çalışma, yürürlüğe girmiş bir kanunla aynı anlama gelmez.
Bu nedenle nafaka ödeyen, nafaka alan veya boşanma davası açmayı düşünen kişilerin mevcut haklarının, yürürlükteki mevzuata göre somut olarak değerlendirilmesi gerekir.
Yeni bir düzenleme yürürlüğe girdiğinde mevcut nafakalara ve devam eden davalara nasıl uygulanacağı ise düzenlemenin nihai metni ve varsa geçiş hükümleri incelenerek belirlenebilecektir.
Velayet Anneye mi Babaya mı Verilir?
Velayet konusunda temel ölçüt çocuğun üstün yararıdır.
Bu nedenle “küçük çocuk mutlaka anneye verilir” veya “daha fazla para kazanan taraf velayeti alır” şeklinde kesin kurallar bulunmamaktadır.
Mahkeme somut olayın özelliklerine göre çocuğun yaşı, eğitimi, mevcut yaşam düzeni, ebeveynleriyle ilişkisi, bakımının bugüne kadar kim tarafından gerçekleştirildiği, anne ve babanın yaşam koşulları ve çocuğun fiziksel ve psikolojik gelişimi gibi çok sayıda unsuru değerlendirebilir.
Gerektiğinde uzman incelemesi ve sosyal inceleme raporu da alınabilir.
Bu nedenle velayet talebinde bulunan taraf açısından yalnızca diğer ebeveynin eksikliklerini ileri sürmek yerine çocuğun üstün yararının neden kendi yanında korunacağını somut şekilde ortaya koymak önemlidir.
Boşanmada Mal Paylaşımı Nasıl Yapılır?
Boşanma sürecinde en sık karşılaşılan yanılgılardan biri, “Mal kimin üzerine kayıtlıysa onundur.” düşüncesidir. Bir diğer yanlış kabul ise evlilik içerisinde edinilen her malın doğrudan yarısının diğer eşe verileceğidir. Her iki yaklaşım da hukuken eksiktir.
2002’den Sonra Alınan Mallar Nasıl Paylaşılır?
1 Ocak 2002 tarihinde yürürlüğe giren Türk Medeni Kanunu ile eşler arasındaki yasal mal rejimi edinilmiş mallara katılma rejimi olarak kabul edilmiştir. Dolayısıyla eşler ayrıca başka bir mal rejimi seçmemişlerse, 1 Ocak 2002'den sonra mal rejiminin devamı sırasında karşılığı verilerek edinilen malvarlığı değerleri kural olarak edinilmiş mal niteliğindedir.
Bu noktada malın tapuda, ruhsatta veya banka kayıtlarında hangi eşin adına kayıtlı olduğu tek başına belirleyici değildir.
Örneğin evlilik içerisinde çalışma gelirleriyle satın alınan bir taşınmaz yalnızca eşlerden birinin adına tapuya tescil edilmiş olsa dahi, diğer eş koşulları bulunuyorsa bu taşınmaz nedeniyle mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan katılma alacağı talep edebilir.
Üstelik katılma alacağının doğması için diğer eşin “Evin parasını ben de ödedim.” şeklinde doğrudan maddi katkısını ispatlaması kural olarak gerekmez. Katılma alacağı kanundan doğan bir haktır.
Ancak burada sıkça kullanılan “mallar yarı yarıya paylaşılır” ifadesinin de doğru anlaşılması gerekir. Eşlerden biri kural olarak diğer eş adına kayıtlı malın doğrudan yarısının mülkiyetini kazanmaz. Tasfiye sırasında edinilmiş mallara ilişkin borçlar, kişisel maldan gelen değerler, denkleştirme ve eklenecek değerler gibi unsurlar dikkate alınarak artık değer hesaplanır ve diğer eş kural olarak bu artık değerin yarısı üzerinde katılma alacağına sahip olur.
Bu nedenle mal paylaşımında ilk soru “Bu mal kimin adına kayıtlı?” değil, “Bu mal edinilmiş mal mı, yoksa kişisel mal mı?” olmalıdır.
Hangi Mallar Kişisel Maldır?
Türk Medeni Kanunu'na göre başlıca kişisel mallar şunlardır:
- Eşlerden birinin yalnızca kişisel kullanımına yarayan eşyalar,
- Mal rejimi başlamadan önce eşlerden birine ait bulunan mallar,
- Miras yoluyla elde edilen malvarlığı değerleri,
- Bağış gibi karşılıksız kazanma yoluyla elde edilen malvarlığı değerleri,
- Manevi tazminat alacakları,
- Kişisel malların yerine geçen değerler.
Dolayısıyla örneğin bir eşe ailesinden miras kalan taşınmaz, evlilik devam ederken miras kalmış olsa dahi kural olarak o eşin kişisel malıdır.
Aynı şekilde eşin evlenmeden önce sahip olduğu bir taşınmazı satıp satış bedeliyle başka bir mal edinmesi hâlinde de kişisel maldan gelen değerin yeni mal içerisindeki etkisinin ayrıca hesaplanması gerekebilir.
Burada önemli bir ayrıntı daha vardır: Kişisel malın kendisi ile kişisel maldan elde edilen gelir aynı şey değildir. Örneğin miras kalan bir taşınmaz kişisel mal olmakla birlikte, yasal mal rejiminde kişisel malların gelirleri kural olarak edinilmiş mal kapsamında değerlendirilir.
Bir Malın Kişisel Mal Olduğunu Kim İspatlamalıdır?
Bu ayrım mal paylaşımı davalarının en önemli noktalarından biridir.
Türk Medeni Kanunu uyarınca bir eşin bütün malları, aksi ispat edilinceye kadar edinilmiş mal kabul edilir. Bu nedenle bir malın kişisel mal olduğunu ileri süren eş, kural olarak bu iddiasını ispatlamak durumundadır.
Örneğin eşlerden biri evlilik içerisinde satın alınan bir taşınmaz için;
“Bu ev evlilik içerisinde alındı ancak parasını babam bana bağışladı.”
savunmasında bulunuyorsa, taşınmazın edinilmiş değil kişisel mal olduğu iddiasının banka hareketleri, para transferleri ve diğer delillerle değerlendirilmesi gerekir.
Nitekim Yargıtay da güncel kararlarında, evlilik içerisinde satış yoluyla edinilen bir taşınmaz bakımından kişisel mal iddiası yeterli şekilde ispatlanamadığında malın edinilmiş mal kabul edilmesi ve diğer eşin katılma alacağının hesaplanması gerektiğini belirtmektedir.
Bu nedenle yalnızca tapu kaydına bakılarak “Bu ev eşimin adına, benim hiçbir hakkım yok.” sonucuna ulaşmak ciddi bir hak kaybına yol açabilir.
Hem Kişisel Hem Edinilmiş Maldan Ödeme Yapılmışsa Ne Olur?
Mal paylaşımının teknik hâle geldiği durumlardan biri de budur.
Örneğin eşlerden biri evlenmeden önce sahip olduğu bir evi satarak elde ettiği parayı, evlilik içerisinde alınan yeni evin bedelinin bir bölümünde kullanmış; kalan bedel ise evlilik içerisindeki gelirlerden veya krediyle ödenmiş olabilir.
Böyle bir durumda yeni taşınmaz için doğrudan “tamamı kişisel maldır” veya “tamamı yarı yarıya paylaşılır” demek doğru olmayabilir.
Kişisel maldan gelen değer, edinilmiş maldan karşılanan bölüm, kullanılan kredinin hangi dönemde ödendiği ve malın tasfiye tarihindeki değeri gibi unsurların ayrı ayrı hesaplanması gerekebilir.
Bu nedenle özellikle yüksek değerli taşınmazlar, krediyle alınmış evler, şirket hisseleri, yatırım hesapları veya aileden gelen parayla edinildiği ileri sürülen mallar bulunan boşanmalarda mal rejiminin tasfiyesi uzmanlık gerektiren hesaplamalar içerebilir.
Mal Paylaşımı İçin Ayrı Dava mı Açılır?
Boşanma davası ile mal rejiminin tasfiyesi aynı dava değildir. Katılma alacağı, değer artış payı ve mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan talepler ayrı bir dava konusu olabilir.
Boşanabilmek için mal paylaşımı davasının sonuçlanmasını beklemek gerekmez. Aksine, mal paylaşımı davası boşanma davası devam ederken açılmışsa boşanma henüz kesinleşmediğinden, mal rejiminin tasfiyesine ilişkin davada boşanma davasının sonucu bekletici mesele yapılır.
Dolayısıyla eşlerin ev, araç, banka hesabı, şirket hisseleri veya diğer malvarlığı değerleri konusunda ciddi bir uyuşmazlık yaşaması boşanmanın gerçekleşmesine engel değildir. Boşanma kararı kesinleşirken mal paylaşımına ilişkin uyuşmazlık ayrı dava kapsamında devam edebilir.
Özellikle önemli bir malvarlığı bulunan boşanmalarda dava açılmadan önce hangi malların edinilmiş, hangilerinin kişisel mal olduğunun; malların edinim tarihlerinin, finansman kaynaklarının, banka hareketlerinin, kredi ödemelerinin ve olası devirlerin birlikte incelenmesi gerekir.
Çünkü boşanmada mal paylaşımında doğru sonuca ulaşmak için yalnızca malın bugün kimin adına kayıtlı olduğuna değil, ne zaman, hangi para ile ve ne şekilde edinildiğine bakılır.
Eşim Boşanmadan Önce Malları Başkasına Devrederse Ne Olur?
Boşanma kararı alınmasının ardından eşlerden birinin taşınmazlarını devretmesi, banka hesaplarındaki paraları çekmesi veya malvarlığını yakınlarına aktarması uygulamada karşılaşılan sorunlardandır.
Ancak malın elden çıkarılmış olması diğer eşin haklarının her durumda ortadan kalktığı anlamına gelmez.
Devrin ne zaman, kime, hangi bedelle ve hangi amaçla yapıldığı önem taşıyabilir. Somut olayın özelliklerine göre bazı değerlerin mal rejiminin tasfiyesinde hesaba katılması mümkün olabilir.
Bu nedenle mal kaçırma şüphesi bulunan boşanmalarda beklemek yerine malvarlığı ve hukuki imkânların erken aşamada değerlendirilmesi önemlidir.
Boşanmaya Karar Verdiyseniz İlk Olarak Ne Yapmalısınız?
Çekişmeli boşanma davasında yapılan en büyük hatalardan biri, hukuki strateji belirlenmeden hareket edilmesidir.
Dava açılmadan önce;
- boşanmanın hangi hukuki sebebe dayandırılacağı,
- hangi olayların kusur oluşturduğu,
- hangi delillerin kullanılabileceği,
- af veya hoşgörü olarak değerlendirilebilecek bir durum bulunup bulunmadığı,
- nafaka ve tazminat talep edilip edilemeyeceği,
- çocukların velayeti bakımından nasıl bir yol izleneceği,
- eşlerin malvarlığı ve mal rejiminden kaynaklanan hakları,
- dava süresince alınması gereken tedbirler
bir bütün olarak değerlendirilmelidir.
Çünkü boşanma davasında önemli olan yalnızca evliliğin sona ermesi değildir. Boşanmanın sonrasında hangi ekonomik ve hukuki koşullarla hayatınıza devam edeceğiniz de davanın bir parçasıdır.
İnternette bulunan genel bilgiler, kişinin kendi evliliğinde yaşadığı olayların hukuki niteliğini ve hangi haklara sahip olduğunu tek başına ortaya koyamaz.
Özellikle çekişmeli boşanma davasında bir olayın boşanma sebebi olup olmadığı, kimin kusurlu sayılacağı, delillerin kullanılabilirliği, nafaka ve tazminat hakkı ile mal paylaşımından doğabilecek alacaklar ancak somut dosyanın birlikte değerlendirilmesiyle belirlenebilir.
Boşanmayı düşünüyorsanız ancak haklarınızın neler olduğunu bilmiyorsanız, hakkınızda boşanma davası açıldıysa veya nafaka, velayet, tazminat ve mal paylaşımı konusunda hukuki durumunuzu öğrenmek istiyorsanız WhatsApp iletişim hattımızdan bize yazabilir veya telefonla arayarak Merve Katırcı Hukuk ve Danışmanlık ile iletişime geçebilirsiniz.
Bu yayın genel hukuki bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Her somut olayın hukuki özellikleri farklı olduğundan içerikte yer alan açıklamalar hukuki danışmanlık yerine geçmez.